Beynimiz ve mutluluk

Güncelleme tarihi: 16 Ağu


Nörobilim alanında yapılan araştırmalar insan beyninin kalıcı bir mutluluk için planlanmadığını gösteriyor. Beynimizin önyargılarının ve yanlış isteklerinin üstesinden gelip nasıl mutlu olacağımızı öğrenmeli ve mutluluk kaslarımızı geliştirmeliyiz. Hepimiz mutluluk peşinde koşuyoruz ama bilinçli veya bilinçsiz bunun ise yaramadığını da görüyoruz. Her zamankinden daha fazla endişeliyiz, depresyondayız, doyumsuz ve boşluktayız. Yani o pesinden koştuğumuz mutluluğun sanki birer anti teziyiz. Yakın zamanda yapılan, kapsamlı bir araştırmanın sonuçları antidepresan ilaç kullanım oranlarının 20 yıl öncesine göre 400 kat artığını gösteriyor.


Mutlu olmak istiyoruz ve gün boyunca aldığımız kararların bizi mutlu edeceğini inanıyoruz. Fakat genellikle bir konuyu atlıyoruz; beynimiz mutluluk konusunda bizi sistematik olarak yanıltıyor ve yanlış hedeflere yöneltiyor. Daha kaba bir tabir ile mutlu olup olmamız beynimizin umurunda değil. Evrimleşmiş insan beyninin temel fonksiyonu hayatta kalmaktır. Hayatta kalmak ise dış çevredeki riskleri algılamak ve bu risklere karşı önlem almak anlamına gelir. Buna şöyle bir örnek verebilirim; yolda yürürken size doğru havlayarak koşan bir köpek sürüsü ile karşılaştığınızı hayal edin. Böyle bir durumda verebileceğiniz 3 tepki olabilir; kaçarsınız, savaşırsınız veya kas katı kesilir kalırsınız. Hangisini seçerseniz seçin, böyle bir durumda bu seçtiğiniz şeyi düşünmeden seçersiniz. Otomatik pilot refleksleriniz devreye girer ve beyninizin tek ilgilendiği şey sizi hayatta tutmaktır.


Modern hayatta karşımıza her an bir köpek sürüsü çıkmayabilir. Diyelim ki harika bir gün geçiriyorsunuz, en sevdiğiniz arkadaşlarınızla buluştunuz, güzel yemekler yiyip, keyifle sohbet ediyorsunuz. Sonra birden telefonunuz çalıyor. Arayan arkadaşınız size saldırgan bir tavır ile zaman zaman düşüncesiz ve bencilce davrandığınızı söylüyor. Etrafınızdaki tüm olumlu ve pozitif şeylere rağmen, bu olumsuz geri bildirim nedeniyle bütün gününüz mahvolabilir öyle değil mi? Kendinizi hiç̧ böyle bir durum içerisinde buldunuz mu? Peki neden negatif olaylar üzerimizde böylesi büyük bir etkiye sahip? Neden hakaretleri, övgülerden çok daha fazla hatırlıyoruz? Neden olumsuz şeyleri, olumlu olanlardan daha sık düşünüyoruz? Çünkü̈ kodlarımız böyle yazılmış̧. Evrimsel olarak kötüyü̈ ayırt etmek ve tıpkı köpek sürüsü ile karşılaştığımızda yaptığımız gibi çok hızlı tepki vermek zorundayız. Negatif önyargılarımızın ve zihin tuzaklarımızın yaşamsal bir değeri var. Oysaki, artık ilkel kabilelerde yaşamıyoruz. Vahisi doğa ile her an savaş̧ içerisinde değiliz. Modern toplumun negatif olaylarının sonuçları ölüm kalım meselesi değil. Öyleyse düşüncelerimizi ve davranışlarımızı da adapte etmemiz ve daha iyimser bir bakış̧ açısı geliştirmemiz gerekmez mi?



Evrimleşmiş beyin hayatta kalmak için ilk olarak dışsal motivasyon kaynaklarını kullanır. Dışsal motivasyon somut ödüller ve kazanımlar demektir. Sınavdan yüksek not almak, işyerinde terfi almak, yüksek kazanç, başkalarının onay ve takdirin kazanmak dışsal motivasyon kaynaklarından sadece bir kaçıdır. Her dışsal ödülde beynimizdeki dopamin seviyesi artar. Ancak, bu deneyimlerin yarattığı mutluluk hissi geçicidir çünkü dopamin seviyesi beyinde hızla azalır. Bu döngü madde bağımlılığında yaşanan sinirsel döngünün benzeridir. Yani dışsal motivasyon gerçek anlamda bir mutluluk katili rolü oynar. Sanayi toplumu öncesi dönemlerde yasayan insan toplulukları için bu tür dışsal motivasyon kaynaklarına ulaşmak bugün olduğundan çok daha kolaydı. Ne de olsa tüketebilmek için üretmenin gerekli olduğu bir dünya ve çok daha az stres faktörü vardı.

İçsel motivasyon ise daha uzun ömürlü bir yakıt kaynağıdır. Davranışlarımızın sonuçları ile ilgili dışardan beslenmeye ihtiyaç duymayız. Ortada somut ödülüler yoktur. Bu her ne kadar beynin sevmediği bir şey olsa da modern dünyada ihtiyacımız olan sürdürülebilir mutluluk ve iyi olma hali için son derece önemli bir motivasyon kaynağıdır. İçsel motivasyonu artırmak için öncelikle düşünce kalıplarımızı, kim olduğumuzu ve aslında neyi istediğimizi çok iyi gözlemlememiz gerekir. Beyinlerimizi ancak bu şekilde modern dünyanın durumları içerisinde mutlu olmaya yönlendirebiliriz.