Zaman Yönetimi

Bir gün hepimiz öleceğiz. Hangimizin, ne kadar yaşayacağını kestirebilmemiz imkansız. Ama kesin olarak bildiğimiz bir şey var; sınırlı ve sonlu ömürlerimizin olduğu. Birimizi diğerinden farklı kılan şey ise bu sınırlı zamanı nasıl kullandığımız. Bu nedenle, zaman yönetimi kavramı zamandan ve coğrafyadan bağımsız, her zaman popülaritesini koruyor. Yaşamımızı daha anlamlı bir hale getirmek için zamanımızı nasıl yöneteceğiz? Bu konuda binlerce yazı, video, blog, kitap, eğitim kaynağı ve içerik var.

Modern çağın zaman yönetimi kavramı ise maalesef içi boş bir kavram. Çoğunlukla iş hayatında daha verimli, daha üretken olmayı hedefleyen, kısa yollar, taktikler ve ipuçları öneren, kapitalizmin çıkarlarına hizmet eden bir kavram. Bugün size 20 adımda zaman yönetimi, 80-20 kuralı, SMART hedefler belirleme gibi klişelerden bahsetmeyeceğim. Bunların hepsini unutun! Zaman yönetiminin, koparıldığı felsefi bağlarını hatırlatacağım. Çünkü bence, anlamlı bir hayat için felsefi bağlamından koparılmamış bir zaman tanımına ve zaman yönetimi kavramına ihtiyacımız var. Felsefe soru ile başlar; o zaman şu soru ile başlayalım, zaman nedir?

Günümüzde zaman yönetimi denilince akla gelen ilk şey; zaman eşittir para. Modern dünyada, beyinlerimize kazınan bu zaman eşittir para tanımı nedeniyle birbirimizi dinlemeye tahammülümüz yok. Aklımızda hep birbiri ile yarışan, yetişmesi gereken işler varken, çocuklarımız ile vakit geçirmeyi bile zaman kaybı olarak görmeye başladık. Zamanı para olarak görmek bizi gerginleştiriyor ve daha mutsuz bireyler haline getiriyor. Her zaman bir acelemiz var; etrafımızdaki insanlara daha az yardımcı oluyor, daha az gönüllülük esaslı işler yapıyor, çevremizi ve dünyayı daha az düşünüyoruz. Romalı filozof Seneca’ya kulak verelim

‘Hepimiz yaşamın kısalığından söz ederiz de boş geçen zamanlarımızı nasıl kullanacağımızı bilemeyiz! Hayat yeterince uzun ve iyi yatırım yaparsak bize her zaman cömert davranır. Yani kötü olan kısa olan ömürlerimiz değil, zamanı kötüye kullanarak boşa harcadıklarımız. Nasıl kullanılacağını biliyorsak hayat uzun”. Size felsefi bir soru daha yönelteyim; zamanınızı geriye alsak, mesela 10 sene öncesine, neler yapardınız? Eminim hepinizin aklına pek çok şey geliyor. İşte aslında aklınıza gelen her şeyi bugün de yapmaya başlayabilirsiniz.

Pandeminin en önemli öğretilerinden birisi de bence zaman yönetimi konusunda oldu. Gördük ki, bir alışveriş poşetindeki yiyecekleri dolaba yerleştirmek, kapı kollarını silmek, her şeyi dezenfekte etmek, evde ekmek pişirmek için saatler harcayabiliyoruz ve daha da çarpıcı olanı tüm bunları boşa harcanan zaman olarak görmüyoruz. Öyleyse, sorun zamanımızın kısıtlı olması değil; önceliklerimiz. Zamanın değeri, para değil hayat. Önceliğimiz hayatta kalmak ise bu konuda yapılan hiçbir şeyi zaman kaybı olarak görmeyiz, önceliğimiz öğrenmek ise bu konuda yapılan hiçbir şeyi zaman kaybı olarak görmeyiz, önceliğimiz başka insanlar ile sağlam bağlar kurmak ise bu konuda yapılan hiçbir şeyi zaman kaybı olarak görmeyiz.

Annemin ağzından hiçbir zaman ‘zamanım yok’ cümlesini duymadım. İlkokul dönemimi hatırlıyorum; bulaşık makinemiz yoktu, bebek bezi yoktu, annem kardeşimin bezlerini kaynatıp saatlerce çitilerdi. Hazır ve donmuş gıdaların evimize girdiğini hatırlamam, yardımcımız yoktu, sanal alışveriş yoktu ve haftada bir yapılan semt pazarı alışverişi neredeyse bütün günümüzü alırdı… Yine de annem hiçbir zaman zamanım yok demezdi.

Biz ise sürekli zamansızlıktan şikâyet ediyoruz. Bu bir paradoks! Çünkü çok daha fazla opsiyonumuz var. Günümüzde pek çok kurum serbest zamanlı iş olanağı tanıyor, alışverişlerimizi online yapıyoruz, toplantılarımız online, eskisine göre çok daha fazla esnekliğimiz ve özgürlüğümüz var…ama hala zamanımız yok. Korkutucu olan zamanın sınırlı olması değil, opsiyonlar arasından seçim yapmak. Neleri seçiyoruz, neleri kaçırıyoruz? Seçimlerimizin sonuçları var ve bu sonuçlara katlanmaya cesaretimiz yok. Bu özgürlükler dünyasında gerçek anlamda ne kadar özgürüz?

Daha fazla zamanımız olsa, bunu daha iyi şeyler yapmak için mi harcardık? Lütfen bunun üzerine bir düşünün? Çocuklarımız ile daha fazla mı vakit geçirirdik, daha çok mu parti yapardık, yeni şeyler mi öğrenirdik? Bilmiyoruz. Sınırlı zamanlarımız olduğu doğru, ama yine de yeterince zamanımız var ve bunu yönetebiliriz. Bazı şeylerden vazgeçebilir, bazı şeyleri seçebiliriz. Seçmenin ve vazgeçmenin sorumluluğundan korkmadan işe başlayabiliriz. Zamanımızı daha verimli şeyler için kullanabiliriz.

Zaman yönetimi sadece kendimizle ilgili bir konu da değil, etrafımızdaki herkesle ilgili. Zamanımızı nasıl yönettiğimiz bütün toplumu, hatta dünyayı ilgilendiriyor. Oy kullanmaya gitmiyoruz, sokağımızdaki yaralı kediyi veterinere götürmüyoruz, gönüllük esaslı hiçbir şey yapmıyoruz, arkadaşlarımızı dinlemeye zaman ayırmıyoruz. Neden? Çünkü zamanımız yok. Söyleyebileceğimiz en büyük yalan bu! Hadi o zaman; zamanı paradan ibaret görmeyi bırakalım, zaman yönetimi ile ilgili klişe önerileri, ipuçlarını, kısa yolları vs. hepsini bir kenara bırakalım ve işe, kendimize zaman ile ilgili gerçekçi sorular sorarak başlayalım.



Sevgiler,

Başak Kişisel




Bu yazıyı paylaşabilirsiniz!

10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör