Kadın Lider Olmak




Kadınların lider olmasının önündeki engeller;


Liderlik ile ilgili yürütülen bilimsel çalışmalar yakın tarihte hız kazanmış olsa da liderlik tarihi, en az insanlık tarihi kadar eskidir. Geçmişe dönüp baktığımızda ve koca bir liderlik literatürünü taradığımızda farkına varacağımız ilk şey; liderlik tarihinin erkek liderlerin tarihinden ibaret olduğudur. Belli bir döneme kadar neredeyse hiç kadın lider göremeyiz. Bunun bir tesadüf olduğuna inanmak veya kadınların liderlik konusunda erkekler kadar başarılı olmadığını düşünmek büyük bir yanılgı olur.



Liderlik tarihinin incelerken, geleneksel liderlik paradigmalarına bakarsak, ilk liderlik teorisi olan "büyük adamın teorisi" ile karşılaşırız. "Büyük adam" olarak adlandırılan bu teori bile, tek başına, büyük bir ayrımcılığa işaret etmektedir. Büyük Adam yaklaşımı 19. yüzyıla kadar liderlik ile ilgili yapılan çalışmaları ve hatta tarihçilerin araştırmalarını domine etti. Sonuçta, sanki tarihteki en zor anlarımızda, bizi başarılı bir şekilde yönlendirecek bir lider ortaya çıkıyordu. Abraham Lincoln, Theodore Roosevelt ve onlar gibi diğerleri, sadece bu teoriyi kanıtlıyordu. Ve şaşırtıcı bir şekilde büyük adam teorisinin ortaya atıldığı o dönemde bile, pek çok etkili kadın liderin varlığından bahsedebiliriz. Ancak liderlik çalışmaları ve literatürü, ağırlıklı olarak her zaman erkeğe odaklanmayı tercih etti. Bu duruma yol açan yatan ana fikir, çoğu zaman kadınların gerçekten liderlik edebilme yeteneğinin olup olmadığının sorgulanmasıydı. Ama artık kadınların da büyük liderler olduğunu biliyoruz. Bugünün dünyasına bakarsak, pek çok başarılı kadın lider örneği görebiliriz. Siyasetteki kadın liderleri bir düşünün, işletmelerdeki kadın liderleri bir düşünün, eğitimdeki kadın liderleri bir düşünün; fark edeceğiniz şey şu ki, bazı örnekler olsa da erkekler kadar çok ve çeşitli kadın lider örnekleri yoktur. İşte sorun da tam olarak budur. Çünkü liderliğe ağırlıklı olarak erkekler egemen olmuştur. Zaman içerisinde, kadın liderlik konusunda yapılan araştırmaların çoğu konuya bu perspektiften bakmaya çalıştı.


Yapılan araştırmaların büyük bir bölümü de kadınlar tarafından hangi liderlik tarzlarının daha fazla benimsendiği konusunda oldu. Kadınların çok daha insan odaklı liderlik tarzı kullanmaya eğilimli olduğu ve görev odaklı bir tarzdan kaçındıkları bu araştırmaların odak noktasını oluşturdu. Ancak Paul Powell ve diğerlerinin yaptığı araştırmalarda, kadınların özellikle herhangi spesifik bir liderlik tarzı benimsemediği ortaya çıktı. Başarılı bir lider olan Margaret Thatcher'ı bir düşünün. Margaret Thatcher'ın ağırlıklı olarak insan odaklı bir lider olduğunu iddia edebilir misiniz?

Daha yakın tarihe de bakarsak, önemli liderlik pozisyonlarında olan çok iyi kadın lider örnekleri görebiliriz. Amerika’nın ilk başkan yardımcısı olan Kamala Harris Mark Zuckerberg’dan sonra Facebook’un en etkilil C-level yöneticisi Sheryl Sandberg, Hindistan'ın eski başbakanı Indira Gandhi, gibi pek çok farklı örnek bulabiliriz.

O zaman liderlik tarzının dışında akıllara bir başka soru daha geliyor? Bu kadın liderler etkili birer lider olabildiler mi? Çoğu insan, kadınların erkekler kadar etkili bir lider olup olmadığını sorguluyor. Tarihte Angela Merkel, Margaret Thatcher gibi çok etkili kadın liderlerin varlığı, kadınların liderlik pozisyonunda etkili olabileceğinin önemli bir göstergesidir.


Öyleyse sorun nedir? Neden kadınları önemli liderlik pozisyonlarında erkeklerden daha az görüyoruz? Yapılan çalışmalar kadınların okur yazarlık oranının erkeklerden yüksek olduğunu, kadınların erkeklerden daha fazla lisans ve yüksek lisans derecelerine sahip olduklarını gösteriyor. Ancak üst pozisyonlara gelindiğinde kadınları pek göremiyoruz. Üniversite rektörü olan kaç kadın tanıyorsunuz? Türkiye’deki 202 üniversite rektöründen sadece 14’ü kadın. Basamaklar yükseldikçe kadınlar görünmez oluyor. Kadın liderlik literatüründe kadınların aşmak zorunda olduğu bu kavrama “cam tavan etkisi” deniyor. Cam tavan, kadınların üst yönetici pozisyonlarına ulaşmasını zorlaştıran, görünmez bir engel olduğu anlamına gelir. Bugün yürütülen çoğu kadın liderlik çalışmasının odak noktası da bu kavramdır. Peki bu engeli nasıl kaldırabiliriz? Ortada kadınların lider olmalarının önünde bir engel varsa, bu aynı zamanda liderlik alanında bir kadın erkek eşitliği olmadığı anlamına da gelir. Oysa ki, hepimizin eşit olması ve eşit temsil edilmesi gereken bir çeşitlilikler dünyasında yaşıyoruz. Bu anlamda organizasyonlara, kadınların başarılı olması için fırsatlar sağlamak konusunda büyük iş düşüyor. Organizasyonlarda cam tavan etkisini kırabilmenin en önemli yollarından birisi organizasyon kültürünü geliştirmek ve değiştirmektir. Erkek odaklı bir kültür yerine, kadınları organizasyon içinde yükselmeye teşvik eden eşitlikçi bir kültür benimsemek ise bunun ilk adımıdır. Günümüzde bu anlamda olumlu gelişmeler olduğunu hepimiz takip ediyoruz.


Cam tavan dışında, kadın liderliği önünde engel oluşturan diğer bir önemli konu ise kadınlara karşı duyulan önyargılardır. Liderlik stereotipleri kadınların yönetici pozisyonlarına gelmelerini büyük ölçüde engellemektedir. 1996 yılında Virginia Schein ve meslektaşları tarafından yürütülen bir çalışmada, erkek ve kadın katılımcılardan bir yöneticinin sahip olması gereken karakter özelliklerinin sıralanması istenmiştir. Katılımcıların sıraladığı bu özelliklerin büyük ölçüde erkek stereotipi ile benzeştiği ortaya çıkmıştır. Örneğin; hırslı olmak, agresif olmak vb. Lidere özgü özelliklerin daha çok erkek özelliklerine atfedilmesi, ortada yeteri kadar kadın lider rol modelinin olmaması, erkek liderlerin kadın lider adaylarından çok erkek lider adaylarına destek olması, kadınların üstlendiği sosyal ve toplamsal roller ve bunların yarattığı baskı ortadan kalkmadıkça, kadın liderlerin sayısında artış beklemenin gerçekçi bir beklenti olduğunu söylemek de mümkün değildir.


Kadınların üst düzey yönetici olarak neden erkeklere oranla dünyanın her yerinde daha az görüldüğü konusu elbette yalnızca bu saydıklarımla sınırlı değildir. Toplumun iki cinsiyete de çizdiği rolleri tartışmalıyız. Dünya üzerindeki toplumların genelinin yapısı incelendiğinde; çalışmayan babalar anormal karşılanırken, çalışmayan annelere normal gözüyle bakılmaktadır. Bu durum sadece kadın üzerinde değil, erkek üzerinde de baskı yaratmaktadır. Bunun da ötesinde, çalışmayan babalar için “işsiz” ifadesi kullanırken, çalışmayan anneler için “ev hanımı” tabiri kullanılmakta ve ev hanımlığı bir meslek sunulmaktadır. Yalnızca bu işsiz-ev hanımı ikilemine bakılarak bile toplumlar her ne kadar ilerlerse ilerlesin temelde çözülmesi gereken bir sorunun varlığı anlaşılabilir. Geleneksel kadın ve erkek rolleri değişmedikçe, kadınların liderlik pozisyonlarındaki dezavantajlı durumu da değişmeyecektir.


Elbette kadın yöneticilerin sayısında her yıl bir önceki oranla artış gözükmektedir. Ancak kadın ve erkek sayısının eşitlenmesi, ne yazık ki yakın bir gelecekte çok mümkün gözükmemektedir. 2013’te 9 ülkenin başkanı kadınken, yalnızca 6 sene sonra, 2019’da bu sayının 21’e çıkmıştır. Bu 21 kadın liderin 11’i Avrupa ülkelerinin kadın liderleridir. 1893’te kadınlara ilk kez oy hakkı veren Yeni Zelanda ve 1906’da kadınlara ilk kez soy hakkı veren Finlandiya da bu 21 ülke arasında yer almaktadır. Dünya genelinde ise; Ruanda, Küba ve Bolivya hariç tüm ülkelerde kadın milletvekili sayısı erkek milletvekili sayısından daha az olup 162 ülkede, kadın milletvekili oranı %30’un altındadır. Ülkemizde ise kadın-erkek nüfusu hemen hemen eşit iken, kadın milletvekili oranı sadece %17’dir. İşte üzerinde düşünmemiz gereken eşit temsil problemi tam olarak da budur.



Toplumsal normlar, değer yargıları ve dayatmalar nedeniyle, kadınlar her yükselmek istediklerinde bir sorunla karşılaşıp, bir seçim yapmak zorunda kalıyorlar. “Çocuk da yaparım, kariyer de” bu çıkmazın toplumumuzdaki en güçlü ifadelerinden birisidir. Hiçbir erkekten “Çocuk da büyütürüm, kariyer de yaparım” ifadesini duydunuz mu? Peki ya duysaydınız bunu nasıl algılardınız? Önyargılar kırılmadan, cam duvarlar kırılmaz.


Sevgiler,

Başak Kişisel

0 görüntüleme0 yorum